Skip to main content

Dini Forum

Hoş Geldin, Ziyaretçi!

Sizler için oluşturduğumuz tüm hizmetlerden tam olarak yararlanabilmek için aramıza katılabilirsiniz. Siz varsanız, biz varız! Üyelikler ücretsizdir ve her zaman ücretsiz kalacaktır.

(Sadece ziyaretçiler tarafından görüntülenir.)

Hoş Geldin, !

Kayıt işleminiz başarıyla tamamlandı. Sitemizde üyelikler e-posta onaylı olduğu için hesabınızı onaylamanız gerekiyor. Kayıt olduğunuz e-posta adresinin gelen ya da istenmeyen (spam) kutusunu kontrol ederek hesabınızı onaylayabilirsiniz. e-Posta gelmediyse veya farklı bir sorun yaşıyorsanız bizimle İletişim sayfasından irtibat kurabilirsiniz.

(Sadece hesabı aktif edilmemiş kullanıcılar tarafından görüntülenir.)

Yazar: ahmet61
10-02-2021, 03:45 PM
Forum: Oruç
Yorum Yok
Otofaji Nedir?
Açlık sırasında, hücreler proteinleri ve diğer hücre bileşenlerini parçalar ve enerji için kullanırlar. Otofaji sırasında hücreler virüsleri ve bakterileri yok eder ve hasarlı yapılardan kurtulur. Hücre sağlığı, yenilenmesi ve hayatta kalması için kritik öneme sahip bir süreçtir.

Ohsumi'nin Çalışmaları
Ohsumi, otofaji üzerine çalışmasıyla yepyeni bir bilim alanı yarattı. Otofaji genlerinin insanlar da dahil olmak üzere daha yüksek organizmalar tarafından kullanıldığını ve bu genlerdeki mutasyonların hastalığa neden olabileceğini keşfetti. Hayvanlar, bitkiler ve tek hücreli organizmalar kıtlıklara dayanmak için otofajiye güvenirler.

İlk olarak 1960'larda keşfedilmiş olmasına rağmen, Ohsumi'nin 1980'lerin sonu ve 1990'ların başından günümüze kadar yaptığı araştırma, otofajinin iltihaplanmaya karşı korunmada ve demans ve Parkinson gibi hastalıklarda rolü olduğunu göstermiştir. Ohsumi otofajiyi araştırmaya başladığında, her yıl konuyla ilgili 20'den az makale yayınlandı; kanser ve uzun ömürlülük çalışmaları da dahil olmak üzere çeşitli alanlara konu olduğu için her yıl 5.000'den fazla vardır.

Sağlık İçin Oruç
Bilim adamları, 12 ila 24+ saat oruç tutmanın otofajiyi tetiklediğini ve oruç tutmanın uzun ömürle ilişkili olmasının nedenlerinden biri olduğu düşünülmektedir. Oruç tutmanın kan şekeri kontrolünün iyileştirilmesi, iltihaplanmanın azalması, kilo kaybı ve beyin fonksiyonlarının iyileştirilmesi ile bağlantılı geniş bir araştırma alanı vardır; Oshumi'nin araştırması bu araştırmalara otofajinin "nasıl" olduğunun bir kısmını açıklıyor.
Yazar: ahmet61
10-02-2021, 03:38 PM
Arkadaşlar bu forumu kuranların emeğine sağlık. O kadar sade ve tatlı bir görünümü var ki hayran oldum. Google'dan yeni buldum.
Yazar: ozlemege
09-28-2021, 06:34 PM
Forum: Gündem
Yorum Yok
Nâfile ibadetlerin insanı Allah’a yaklaştırmakta çok mühim bir yere sahip olduğunu belirten Peygamber Efendimiz, nâfilelerde devamlılığa teşvik etmektedir. Zaman zaman terk edilen çok ibadetten, devamlı yapılan az ibadet daha faziletli sayılmıştır.

أَحَبُّ الْأَعْمَالِ إِلَى اللّٰهِ تَعَالَى أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ

Âişe (r.a) der ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Amellerin Allah Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa devamlı yapılanıdır.” (Müslim, Müsâfirîn, 218. Ayrıca bkz. Buhârî, Rikâk, 18)
Nâfile ibadetler, zorlama olmadan ve insanı bıktırmadan yapılmalıdır. Allah’a kulluğun ve O’na ibadetin bir sınırı ve sonu yoktur. İnsan îtidalden uzaklaşırsa ibadet etmekten bitkin düşer ve bıkkınlık hâli hâsıl olur. Fakat Allah Teâlâ’ya ne kadar ibadet edilse azdır ve O, kuluna ecir vermekten bıkıp usanmadığı gibi, mülkünden de bir şey eksilmez.
Buhârî’de geçen farklı bir rivâyet, bu konuyu daha güzel açıklığa kavuşturmaktadır:
Âişe (r.a) bir kadınla birlikte otururken, yanlarına Rasûlullah (s.a.v) girer ve:
“–Bu kadın kim?” diye sorar.
Âişe validemiz:
“–Bu filan hanımdır”[ Havle bint-i Tüveyt] dedikten sonra, onun çok namaz kıldığından bahseder.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v):

مَهْ عَلَيْكُمْ مَا تُطِيقُونَ مِنَ الأَعْمَالِ، فَإِنَّ اللّه لاَ يَمَلُّ حَتَّى تَمَلُّوا

“–Bütün bunları sayıp dökmeyi bırak; gücünüzün yettiği nisbette ibadet etmeniz size yeter. Allah’a yemin ederim ki, siz bıkıp usanmadıkça, Allah da bıkıp usanmaz (sevap vermeye devam eder)” buyurur.
Rivâyetin sonunda şöyle denir:
Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in en çok sevdiği ibadet, sahibinin devamlı yaptığı ibadet idi. (Buhârî, Îmân, 32; Teheccüd, 18; Müslim, Müsâfirîn, 221)
Allah Rasûlü (s.a.v), amellerde ölçülü davranmayı tavsiye etmiştir. Bu  Hadiste dikkat çeken bir başka nokta da, bir kimseyi tanıtırken onun ibadet ve namazlarını sayıp dökmenin, Rasûlullah (s.a.v) tarafından uygun görülmediğidir. Bu şekilde tanıtmanın insanı gurur ve riyakârlığa düşürme ihtimali vardır. Bir de, insanları nâfilelerde yarışmaya teşvik etmek, bir takım menfî netîceler doğurabilir. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.v), nâfile ibadetleri “güç yetirebilme” ölçüsü ile tarif edip sınırlandırmıştır.
İnsanın güç ve kudretinin sınırlı olduğu bir hakikattir. Bu güç, bitip tükenmeden en güzel şekilde kullanılmalıdır. Rabbimiz, kullarına güçlerinin yetmediği şeylerden sorumlu tutulmamak için dua etmeyi öğreterek,

رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهٖۚ

“Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma” [Bakara 2/286.], insanın yapamayacağı şeylerin altına girmemesi gerektiğine işaret etmiş ve bizleri “orta ümmet” diye vasıflandırmıştır.

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطاً لِتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهٖيداًؕ وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتٖي كُنْتَ عَلَيْهَٓا اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِـعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِؕ وَاِنْ كَانَتْ لَكَبٖيرَةً اِلَّا عَلَى الَّذٖينَ هَدَى اللّٰهُؕ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضٖيعَ اٖيمَانَكُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَحٖيمٌ

“İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak bir ümmet yaptık. Biz bu yöneldiğin kıbleyi özellikle resule uyanlarla sırt çevirenleri açıkça ayırt edelim diye belirledik. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelecektir. Allah imanınızı asla zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” [Bakara 2/143.] Efendimiz (s.a.v) de, ümmetine ağır gelip devam ettiremeyecekleri endişesiyle, bazı ibadet ve davranışları sürekli yapmaktan çekinmiş, bizleri devamlı yapabileceğimiz kolay amellere teşvik etmiştir.
Nitekim sahabeden Abdullah bin Amr bin Âs (r.a), gençken nâfile ibadetleri çokça yapmayı istediğinde, Allah Rasûlü (s.a.v) buna müsâade etmemiştir.
Abdullah (r.a), ibretli kıssasını kendisi şöyle anlatır:
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’e benim:
“Allah’a yemin ederim ki, yaşadığım sürece gündüzleri hep oruç tutup, geceleri de ibadet ve tâatle uyanık geçireceğim!” dediğim haber verilmiş.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) bana:
“–Bunları söyleyen sen misin?” diye sordu.
Ben de:
“–Anam babam sana feda olsun, ya Rasûlallah! Evet, öyle söylemiştim” dedim.
Buyurdu ki:
“–Sen buna güç yetiremezsin. Hem oruç tut, hem iftar et; hem uykunu al, hem ibadet et! Şüphesiz senin üzerinde vücudunun hakkı vardır, iki gözünün hakkı vardır, hanımının hakkı vardır, ziyâretçilerinin hakkı vardır. Çocuklarının da senin üzerinde hakları vardır. Her ay üç gün oruç tut; çünkü bir iyiliğe on misli ecir ve sevap vardır. Bu ise bütün zamanını oruçlu geçirmek gibidir.”
Ben:
“–Bundan daha fazlasını yapmaya gücüm yeter” dedim
Rasûlullah (s.a.v):
“–O hâlde bir gün oruç tut, iki gün tutma!” buyurdu.
Ben:
“–Ama ben bundan daha fazlasını yapabilirim” deyince Allah Rasûlü (s.a.v):
“–Öyleyse bir gün oruç tut, bir gün tutma; bu Hz. Dâvûd’un orucu olup, oruçların en ölçülü olanı, en faziletlisidir. Allah’a en sevimli namaz da yine Hz. Dâvûd’un namazıdır. O, gecenin yarısını uyuyarak geçirir, sonra üçte birinde namaz için kalkar, altıda birinde yine uyurdu. Bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Düşmanla karşılaştığında ise kaçmazdı” buyurdu.
Ben:
“–Bundan daha faziletlisine de gücüm yeter” deyince Rasûlullah (s.a.v):
“–Bundan daha faziletlisi yoktur” buyurdu. Sonra da:
“–Bütün zamanını oruçlu geçirenin orucu yoktur” dedi ve bu sözünü üç defa tekrarladı.
Meğer Peygamber Efendimiz’in tavsiye etmiş olduğu, ayda üç gün orucu kabul etmek, benim için ehlimden ve malımdan daha sevimli olacakmış.
Yazar: ozlemege
09-28-2021, 06:33 PM
Forum: Oruç
Yorum Yok
Ramazan ayı ibadet ayı olarak bilinir. Hal böyle olunca da Ramazan ayında yapılacak bazı ibadetler vardır. Bu ibadetler en iyi şekilde yerine getirildiği zaman hem sevap oranı fazla olur hem de kendinizi daha huzurlu hissedersiniz. Ramazanda yapılması tavsiye edilen amellerle ilgili bazı hadisler bulunmaktadır. Bu hadisler arasında:
Recep ayı girdiği zaman Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
    "Allahım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır!”
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-esvat, IV, 189)
    “Mübarek Ramazan ayına kavuştunuz. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı, Bu ayda sema (cennet) kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır ve şeytanların azgınları bağlanır.”
(Nesâî, Sıyâm, 5)
    “Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir (melek) şöyle seslenir: ‘Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen uzatma, günahlarından vazgeç!’ Allah’ın bu ayda ateşten azat ettiği nice kimseler vardır ve bu Ramazan boyunca her gece böyledir.”
(Tirmizî, Savm, 1)
    “Ay yirmi dokuz gündür. Dolayısıyla siz (Ramazan ayına ait) hilâli görmedikçe oruç tutmayın, yine (Şevval ayına ait) hilâli görmedikçe de bayram yapmayın. Eğer hava bulutlu olursa ayı takdir edin (otuza tamamlayın).
(Müslim, Sıyâm, 6)
“Peygamber (s.a.s.) insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu anlar ise Ramazan’da Cebrail (a.s.)’in kendisiyle buluştuğu zamanlardı. Cebrail (a.s.) Ramazan’ın her gecesinde onunla buluşur ve onunla Kur’ân’ı müzâkere ederdi. İşte bundan dolayı Resûlullah (s.a.s.) hayırda, rahmet yüklü rüzgârdan daha cömertti.” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1)
“Kişi büyük günahlardan kaçındığı takdirde, beş vakit namazlar, cumadan cumaya ve Ramazan’dan Ramazan’a, aralarında işlenen günahlara kefarettir.”(Müslim, Tahâret, 16) “Ramazan’ı yaşadığı hâlde günahlarını bağışlatamayan kimsenin burnu yerde sürünsün!”(Tirmizî, Deavât, 100)
“İslâm beş esas üzerine kurulmuştur; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)’in Allah’ın Resûlü olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.” (Müslim, Îmân, 21)
“Kim Allah’a inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân, 28)
“Oruç (sahibini koruyan) bir kalkandır. Oruçlu, saygısızlık yapmasın, ahlâksızca konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa, “Ben oruçluyum.” desin.” (Buhârî, Savm, 2)
“Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur. (Zira Allah buyuruyor ki): “Oruçlu yemesini, içmesini ve şehvetini sırf benim için terk ediyor. Bu nedenle onun mükâfatını ben vereceğim. İyiliğin karşılığı ise on misliyledir.”” (Buhârî, Savm, 2)
“Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: ‘Âdemoğlunun her ameli kendisinindir. Yalnız oruç müstesna, o benimdir. Onun mükâfatını verecek olan da benim’. Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu Allah indinde misk kokusundan daha güzeldir.” (Müslim, Sıyâm, 161)
“Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur… Oruç sabrın yarısıdır.” (İbn Mâce, Sıyâm, 44)
“Cennet’te Reyyân denilen bir kapı vardır. Oruç tutanlar o kapıdan çağrılacaklardır. Kim oruç tutanlardan ise o kapıdan Cennete girecektir. Kim de, o kapıdan girerse ebedi olarak susuzluk çekmeyecektir.”(Tirmizî, Savm, 55)
“Yalan söylemeyi ve yalan amel etmeyi bırakmayanın yemeyi, içmeyi terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm, 8)
“Nice oruçlu vardır ki onun orucu sadece açlık (ve susuzluktur). Nice gece ibadete kalkan vardır ki onun bu kalkışı sadece uykusuzluktur.” (İbn Mâce, Sıyâm, 21)
“Oruçluyken unutarak yiyip içen kimse, orucunu tamamlasın. Zira onu ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.”(Müslim, Sıyâm, 171)
“Yolculukta oruç tutmak iyilik değildir.” (Buhârî, Savm, 35)
“Kim Ramazan orucunu tutar, sonra buna Şevval ayında altı gün daha eklerse bütün yıl oruç tutmuş gibi olur.”(Müslim, Sıyâm, 204)
“Oruçlu için biri iftar ettiğinde, diğeri ise Rabbiyle karşılaştığında olmak üzere iki sevinç zamanı vardır.”(Müslim, Sıyâm, 164)
“Her iftar vaktinde Allah tarafından (Cehennemden) azat edilenler vardır ve bu (Ramazan’ın) her gecesinde böyledir.” (İbn Mâce, Sıyâm, 2)
“Her kim bir oruçluya iftar verirse, kendisine onun sevabı kadar sevap verilir; oruçlunun ecrinden de hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm, 82)
“Hz. Peygamber (s.a.s.) insanlarla birlikte iftar ettiğinde şöyle derdi: “Yanınızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin ve üzerinize melekler insin.”(Dârimî, Savm, 51)
“Peygamber (s.a.s.) Efendimiz iftar açtığı zaman şöyle buyururdu: “Susuzluk gitti, damarlar suya kavuştu. İnşallah orucun ecri de hâsıl olmuştur.” (Ebû Dâvûd, Sıyâm, 22)
Yazar: ozlemege
09-28-2021, 06:31 PM
Yorum Yok
Sözlük anlamı olarak kitap kelimesi yazmak, nikah kıymak, dikmek, bağlamak ve farz kılmak için yazılmış sayfalardan oluşan eser demektir. Kitap’ın çoğulu kütüb’dür.
Kur’ân‘da bu kelime, tekil ve çoğul şekliyle 261 defa geçmiş ve Levh-i mahfuz (Kâf, 50/4), Tevrât (Âl-i İmrân, 3/78) İncil (Âl-i İmrân, 3/64), mektup (Neml, 27/29), Kur’ân (Bakara, 2/2), rahmet ve mağfiret (Enfâl, 8/68), insanların sevap ve günahlarının yazıldığı amel defteri (İsrâ, 17/14), ömür ve müddet (Hicr, 15/4), farz olan ibâdet (Nisâ, 4/103) ve delil (Hac, 22/8) anlamlarında kullanılmıştır. Kitap kelimesi Kur’ân’da çoğunlukla Kur’ân anlamına gelmektedir.
İslâm terminolojisinde de kitap denince de ilk akla gelen Kur’ân’dır.
Kendine müstakil bir din veya bir kitap verilen peygambere Resul adı verilir. Aynı zamanda müstakil bir din veya kitap sahibi olmayacak kendinden önceki peygamberin kitabına uygun hareket etmekle vazifeli peygambere de Nebi adı verilir. Hz. Adem’den günümüze kadar insanlığa toplamda dört ilahi kitap gönderilmiştir.
  • Hz. Davud’a -aleyhisselâm- Zebur,
  • Hz. Musa -aleyhisselâm- Tevrat,
  • Hz. İsa -aleyhisselâm- İncil,
  • Hz. Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e Kur’ân-ı Kerim Allah tarafından insanlığa yol gösterecek birer ışık olarak gönderilmiştir.
Hangi Peygambere Kaç Sayfa (Suhuf) Gönderilmiştir?
Sahife kelimesinin çoğulu olup sayfalar anlamına gelen suhuf kelimesi Peygamberlerden bazılarına verilen küçük kitapçıklara ve risalelere denir.
 Hz. Ebû Zer’den yapılan bir rivayete göre;
  • Hz. Adem -aleyhisselâm-a 10 sayfa,
  • Hz. Şit -aleyhisselâm-a 50 sayfa,
  • Hz. İdris -aleyhisselâm-a 30 sayfa,
  • Hz. İbrahim -aleyhisselâm-a 10 sayfa
olmak üzere peygamberlere toplam yüz sayfa verilmiştir

Kuran-ı Kerim Okumayla İlgili Hadisler
Ebû Ümâme radıyallahu anh, ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:
“Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçı olarak gelecektir” buyururken işittim, demiştir. (Müslim, Müsâfirîn 252.)
İbni Mes’ûd radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 16)
Nevvâs İbni Sem’ân radıyallahu anh  şöyle dedi: Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i: “Kıyamet gününde Kur’an ve dünyadaki hayatlarını ona göre tanzim eden Kur’an ehli kimseler mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kur’an’ın önünde Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri vardır. Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışırlar” buyururken işittim. (Müslim, Müsâfirîn 253)
Osmân İbni Affân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 21)
Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kur’an’ı gereği gibi güzel okuyan kimse, vahiy getiren şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevap vardır. (Buhârî, Tevhîd 52)
Ebû Mûsa el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kur’an okuyan mü’min portakal gibidir: Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’an okumayan mü’min hurma gibidir: Kokusu yoktur, tadı ise güzeldir. Kur’an okuyan münâfık fesleğen gibidir: Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur’an okumayan münâfık Ebû Cehil karpuzu gibidir: Kokusu yoktur ve tadı da acıdır.”
Ömer İbni Hattâb radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” (Müslim, Müsâfirîn 269)
Yazar: ozlemege
09-28-2021, 06:23 PM
Forum: Tefsir
Yorum Yok
Cibril Hadisi olarak bilinen bu hadis, İslam nedir, İslamın şartı kaçtır, iman nedir, ihsan nedir ve kıyamet ne zaman kopacaktır gibi soruların cevabını vermektedir. İşte, Cibril Hadisi:

عَنْ عُمَرَ بْنِ الخطابِ ، رَضِيَ اللَّهُ عنه ، قال: «بَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ عِنْدَ رَسُولِ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، ذَات يَوْمٍ إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ ، شَدِيدُ 
سَوَادِ الشَّعْرِ ، لا يُرَى عليْهِ أَثَر السَّفَرِ ، ولا يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ ، حَتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتيْهِ ، وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فخِذَيْهِ وَقَالَ : يا محمَّدُ أَخْبِرْنِي عَنِ الْإسلام فقالَ رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : اَلْإِسْلاَمُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ، وأَنَّ مُحَمَّداً رسولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ ، وَتُؤتِيَ الزَّكاةَ ، وتَصُومَ رَمضَانَ ، وتَحُجَّ الْبيْتَ إِنِ استَطَعتَ إِلَيْهِ سَبيلاً.

قال : صدَقتَ . فَعجِبْنا لَهُ يسْأَلُهُ ويصدِّقُهُ ، قَالَ : فَأَخْبِرْنِي عن الإِيمانِ . قَالَ: أَنْ تُؤْمِن بِاللَّهِ وملائِكَتِهِ ، وكُتُبِهِ ورُسُلِهِ ، والْيَوْمِ الآخِرِ ، وتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وشَرِّهِ .قال: صَدَقْتَ قال : فأَخْبِرْنِي عن الإِحْسَانِ . قال : أَنْ تَعْبُدَ اللَّه كَأَنَّكَ تَراهُ . فإِنْ لَمْ تَكُنْ تَراهُ فإِنَّهُ يَراكَ قَالَ : فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعةِ . قَالَ :مَا الْمَسْؤُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ . قَالَ : فَأَخْبرْنِي عَنْ أَمَاراتِهَا . قَالَ: أَنْ تَلِدَ الْأَمَةُ رَبَّتَهَا ، وَأَنْ تَرى الحُفَاةَ الْعُراةَ الْعالَةَ رِعاءَ الشَّاءِ يتَطاولُون في الْبُنيانِ ثُمَّ انْطلَقَ ، فلبثْتُ ملِيًّا ، ثُمَّ قَالَ : يا عُمرُ ، أَتَدرِي منِ السَّائِلُ قلتُ : اللَّهُ ورسُولُهُ أَعْلمُ قَالَ :فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعلِّمُكم دِينَكُمْ »

Ömer İbnü’l-Hattâb radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, üzerinde yolculuk eseri bulunmayan ve hiçbirimizin tanımadığı bir adam çıkageldi. Peygamber’in yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve:
- Ey Muhammed, bana İslâm’ı anlat! dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “İslâm, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet  etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdu. Adam:
- Doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesi tuhafımıza gitti. Adam:
- Şimdi de imanı anlat bana, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir.” buyurdu.
Adam tekrar:
- Doğru söyledin, diye tasdik etti ve:
- Peki “ihsan” nedir, onu da anlat, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “İhsan, Allah’a onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdu.
Adam yine:
- Doğru söyledin dedi, sonra da:
- Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Kendisine soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bilgili değildir.” cevabını verdi.
Adam:
- O halde alâmetlerini  söyle, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
-”Cariyelerin sahiplerini doğurması, yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalar kurmada birbirleriyle yarışmalarıdır. “ buyurdu.
Adam, (sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Ey Ömer, soru soran kişi kimdi, biliyor musun?” buyurdu. Ben:
- Allah ve Rasûlü bilir, dedim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “O Cebrâil’di, size dininizi öğretmeye geldi.” buyurdu.
Yazar: ozlemege
09-27-2021, 06:57 PM
Forum: Oruç
Yorum Yok
Kuran-ı Kerim’de ve hadislerde yer alan bilgilere göre insana zor gelecek hiçbir yükümlülüğün zorunlu tutulmayacağına işaret edilmektedir. Herhangi bir sıkıntı olduğu durumda mükellef olan kişilere bazı kolaylık ve ruhsatlar sunulmaktadır. Bu ilkenin bir parçası olarak bazı durumlarda da ramazan orucu tutmamaya müsaade edilmiştir.

Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Mazeretler
Yolculuk hali olduğu zaman genelde sıkıntı ve meşakkatli olduğu için yolcu olanlara bazı kolaylıklar getirilmiştir. Yolcu olanlar namazı terk etmek değil, kısaltılmasında veya cemedilmesine ruhsat verildiği halde orucun terk edilmesine ruhsat verilmiştir. Bununla beraber yolcu sayılan kişinin bir sıkıntı yoksa oruç tutması önemlidir. Gece niyetlenince orucu tutan kişi eğer gündüz yola çıkacaksa Hanefilere göre bu orucu tamamlasa daha iyi olacaktır. Fakat orucu bozdukları zaman kefaret gerekmemektedir.
Hastalık durumu olduğunda hiçbir kayıt gerektirmeden hasta olanların iyileştikleri bir vakitte oruç tutacakları ifade edilmiştir. Bu kapsamda oruç tuttuğu takdirde hastalığı artacaksa eğer oruç tutmakta zorlanacak olan kimseler oruç tutmayabilir veya başlamış bulunduğu orucu bozabilirler.
Gebelik hali veya çocuk emzirdiğiniz zaman çocuğunuza ve kendinize bir zarar gelmesinden korkuyorsanız eğer oruç tutmayabilirsiniz.
Oruç tutmaktan aciz olan yaşlı kimselerin oruç tutmaması gerektiği dinde belirtilmiştir. Fakat tutulmayan oruç için bir yoksulu doyuracak kadar her gün fidye vermeleri öngörülmüştür. İyileşmeyen sürekli hastalık sebebiyle oruç fidyesi veren kimsenin daha sonra oruç tutmaya güç yetirecek olsa fidyenin hükmü kalmayacaktır.
İleri seviyede açlık veya susuz kalacak seviyedeyseniz eğer beden ve ruh sağlığı ciddi derecede bozulacağından dolayı oruç tutulmaması gerekir.
Zor işlerde çalışan bir kişinin oruç tutması engellenebilir. İnsanın ibadetlerini normal bir şekilde yapmasını engelleyecek zor ve ağır işlerde çalışması doğru olmamaktadır. İnsanın ibadetini sağlıklı bir şekilde yapmaması ile geçim derdi arasında bırakılması insan hakları açısından kabul edinebilir bir durum değildir.
Kuran’da oruç tutmayı mubah kılan mazeretler olarak hastalık, yolculuk ve oruca güç yetirememe gibi durumlardan söz edilmiştir. Fakihler de oruç tutmama ruhsatını bu üç durumla sınırlı tutmayı tercih etmiş bu üç durumun ortak özelliği meşakkat olsa bile her meşakkat halinde oruç tutulmayabileceğini söylemekte mütereddit davranmışlardır.

İnsanın Oruç Dışında Her Ameli Kendisi İçindir
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
Aziz ve celîl olan Allah "İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim" buyurmuştur.
Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.
Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.
Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır." (Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163)
Yazar: ozlemege
09-27-2021, 06:55 PM
Forum: Dua Metinleri
Yorum Yok
Kıssa ve mesellerin diliyle en gizli ve girift hakikatleri çok güzel bir şekilde anlatan Mevlânâ Hazretleri, değerli eseri Mesnevî’de şu hikmet dolu hikâyeyi anlatır:
Kuşun biri, hile ve tuzakla yakalanmıştı.
Kuş, kendini yakalayana dedi ki:
Ey efendi! Sen hayatında birçok sığır ve koyun yemişsindir; birçok deve de kurban etmişsindir! Sen onların etleriyle dahî doymadın, benim bedenimle mi doyacaksın?!
Beni serbest bırak da, sana üç öğüt vereyim. Vereyim de; bil bakalım akıllı mıyım, aptal mıyım?
O üç öğüdümün birincisini senin elinde vereyim.
İkinci öğüdümü damın üstünde vereyim.
Üçüncüsünü de ağacın üstüne konunca söylerim.
Sen, bu üç öğüt sayesinde mesut olursun!
Elinde iken vereceğim öğüt şudur:
Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin, inanma!’
Kuş o değerli olan ilk öğüdü söyleyince, kendini yakalamış olan el gevşedi. Böylece kuş âzâd oldu, uçtu ve duvarın üstüne kondu. Orada ikinci öğüdünü söyledi:
Bir de geçmiş gitmiş şeye gam çekme! Bir şey senden geçip gittikten sonra, onun hasretini çekme! Geçmişe acımak, geçmişe hasret duymak yanlış bir iştir; giden geri gelmez! Onu yâd etmek de boş şeydir!
Ondan sonra dedi ki:
İçimde on dirhem ağırlığında çok kıymetli, eşi bulunmaz bir inci vardır! O inci; seni de, çocuklarını da devlete ve saâdete kavuştururdu! Fakat, kısmetin değilmiş; dünyada eşi bulunmayan o inciyi kaçırdın!
Bunun üzerine avcı feryâd u figān etmeye koyuldu. Kuş, avcının bu hareketi üzerine;
Ben sana; ‘Geçmiş bir şeye gam çekme!’ demedim mi?!. dedi.
Mademki inci elinden gitti, neden gam çekiyorsun? Sözümü anlamadın mı?!. Yahut sağır mısın? Sonra, bir de sana;
‘Olmayacak şeye sakın aldanma!’ demedim mi!?. dedi. Ve devamla;
A arslanım; benim kendim üç dirhem gelmez bir serçe kuşu iken, içimde on dirhemlik inci nasıl bulunabilir?
Adam kendine geldi de;
Pekiyi! dedi. Haydi, o üçüncü öğüdü de söyle!
Evet! dedi kuş. Öbür öğütleri tuttun da, üçüncüsünü sana bedava söyleyeyim, öyle mi? Gaflet uykusuna dalmış bir bilgisize öğüt vermek, çorak bir yere tohum ekmektir! Yahut çölü sulamak gibidir. Ahmaklığın, bilgisizliğin yırttığı şeyi, artık hiçbir yama tutmaz!
Ey öğütçü; oraya hikmet tohumu pek ekme!”
Âyet-i kerîmede buyurulur:
“Sen öğüt ver! Çünkü nasihat (ve hatırlatma) mü’minlere fayda verir.” (ez-Zâriyât, 55)
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurur:
“Din nasihatten ibarettir.” (Buhârî, Îmân, 42)
Nasihatin iki mânâsı vardır:
Samimiyet, muhatabının hayrını düşünmek,
Hayra davet.
Buradan hareketle nasihatçinin üç husûsiyeti olmalıdır, denilmiştir:
Birincisi: Müslümanların uğradığı musîbetlere kalben üzülmesi,
İkincisi: Müslümanlara nasihat etmeyi kendisine vazife bilmesi,
Üçüncüsü: Şahsiyetiyle güzel bir örnek olarak insanlara kurtuluş yollarını göstermesidir.
Yazar: ozlemege
09-27-2021, 06:54 PM
Yorum Yok
İddet kelimesi sözlükte sayı, boşanan veya kocası ölen kadının yeniden evlenmesi için beklenmesi gereken süreye denir. İddet süresi genelde kadının ay hali sayısını belirtmektedir. Kadınların iddet süresi farklılık gösterir. Kocası ölen kadının iddet süresi 4 ay 10 gün boşanan kadının iddeti üç hayız ve temizlenme süresi, gebe kadının iddet süresi ise doğuma kadar geçen süredir. Henüz adet görmeyen kız çocukları ile menopoz döneminde olan kadınların iddeti 3 aydır.

Fıkıhta İddet Ne Demek?
Fıkıh terimi olarak bilinen İddet Hanefilere göre evliliğin etkilerinden, geriye kalanların sona ermesi için şeran sınırı olarak belirlenen süreye verilen addır. Çoğu kişiye göre iddet, kadının gebe olup olmadığının bilinmesi veya sırf kulluk veya kocanın ölümünden dolayı eşinin belli bir süre beklemesine verilen addır. İddet kelime anlamı olarak daha açık bir ifadeyle evliliğin ölüm, boşanma veya fesih sebeplerinden biriyle sona ermesi durumunda kadının yeniden evlenmesi için beklemek zorunda olduğu süreye verilen addır. Eşler bir araya gelmediği sürece mücerret nikah akdi gerektirmemektedir. Bu yüzden evlilik akdinden sonra cinsel temastan önce boşanma durumunda kadının iddet beklemesi gerekmemektedir.

Humeyd İbnu Nafi Anlatıyor!
Humeyd İbnu Nafi’ anlatıyor: "Bana Zeyneb Bintu Ebi Seleme şu üç hadisi haber verdi:
Dedi ki: "Babası Ebbu Süfyan İbnu Harb vefat edince, Resûlullah aleyhissalatu vesselam ‘ın zevce-i pakleri Ümmü Habibe’nin yanına girdim. (Ben yanında iken Ümmü Habibe içerisinde sarı renk bulunan bir sürünme maddesi (tıyb) getirtti, bu halûk veya bir başkası idi. Ondan bir cariyeye sürdü, sonra da yanaklarına süründü. Sonra dedi ki: "Vallahi benim sürünüp süslenmeye ihtiyacım yok. Ancak Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ın şöyle söylediğini işittim. "Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadına, bir ölü üzerine üç geceden fazla matem tutması helal olmaz. Fakat kocası müstesna, ona dört ay on gün matem tutar."
Zeyneb dedi ki: "Kardeşi öldüğü zaman Zeyneb Bintu Cahş radıyallahu anha’nın yanına girdim. O da bir tiyb istedi ve ondan süründü. Sonra dedi ki: "Doğrusu, vallahi sürünmeye bir ihtiyacım yok. Ancak Resûlullah aleyhissalatu vesselam ‘ın şöyle söylediğini işittim: "Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadına…" diye başlayan önceki hadisi aynen zikretti."
Zeyneb (üçüncü rivayetinde) dedi ki: "Annem Ümmü Seleme’yi işittim, diyordu ki: "Bir kadın Resûlullah aleyhissalatu vesselam ‘a gelerek: "Kızımın kocası öldü. Gözünden de hasta, gözüne (ilaç niyetiyle) sürme çekebilir miyiz?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Hayır!" dedi. Kadın iki veya üç sefer aynı talebte bulundu. Aleyhissalatu vesselam her seferinde "Hayır!" dedi ve sonuncuda ilave etti: "Onun matem müddeti dört ay on gündür. Cahiliye devrinde sizden biri, sene başına mayıs atardı."
(Ravi Humeyd der ki: "Zeyneb’e "Senenin başına mayıs atma" nedir?" diye sordum) Zeyneb radıyallahu anha dedi ki: "Kocası ölen bir kadın hıfş (denen hücres)ine çekilir, en kötü elbisesini giyer, üzerinden bir yıl geçmedikçe tıyb sürünmez (yıkanmaz, tırnak kesmez, hiçbir temizlik ameliyesinde bulunmaz sonra bir yıl tamam olunca berbat bir manzara ile çıkar)dı. Sonra ona bir hayvan getirilirdi. Bu eşek veya koyun veya bir kuş olabilirdi. Bu (hayvanı önüne sürmek suretiyle iddet halini) kırardı. İddetini kırmada kullandığı hayvan hemen hemen ölürdü. Sonra (iddetten) çıkardı, kendisine mayıs verilirdi, o da bunu (önüne) atardı. (Böylece evlenmeye helal olurdu.) İşte bundan sonra tiyb ve diğer (süslenme ve başka) şeylere müracaat ederdi."
Ümmü Atiyye radıyallahu anha anlatıyor: "Biz, kocalımız hariç, herhangi bir ölü üzerine üç günden fazla matem tutmaktan men edilmiştik. Kocalarımız için dört ay on gün matem tutmalıydık. Bu esnada ne sürme çekerdir, ne tiyb sürünürdük, ne de boyalı elbise giyerdik. Giyebildiğimiz sadece asb (denen daha dokunmazdan önce boyanmış kumaşlardan mamul) elbise idi. Matemli kadına, hayız halinden çıkıp temizlik dönemine girince, yaptığı yıkanmada azıcık koku kullanmasına izin verildi."
Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kocası ölen kadın sarıya boyanmış veya kırmızıya boyanmış elbise giymez, zinet takınmaz, kına yakınmaz, sürmelenmez, başını tararken kokulu madde kullanmaz, başını sidre ile kaplar."
Yazar: ozlemege
09-27-2021, 06:51 PM
Forum: Makaleler
Yorum Yok
İslam dininde ihtiyaç sahiplerinin başkalarından bir şey istemelerini yasaklamamakla beraber ahlaki bakımdan da önerilmemektedir. Utanmadan her önüne gelenden bazı şeyler istemeyi huy edinen kişilerden Kuran’da bazen bahsedilmektedir. Peygamber Efendimiz de böyle kimselerden kendisine gelerek zekattan başka bir şey isteyenlere:
“Hak Teâlâ, zekât mallarının taksîmini herhangi bir şahsın, hattâ peygamberin bile arzu ve irâdesine bırakmamıştır. Bunların harcanması için sekiz yer göstermiştir. Eğer sen bu sekizden birine dâhil isen o zaman zekât malından hisseni alırsın.” (Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, VII, 6) buyurmuşlardır. Zekat konusunda önemli bir titizlik ve incelik bulunmaktadır. Bunun harici yapılacak olan infaklar hayrat denen zekatın dışında bir bağış olarak bilinmektedir. Hazreti Muhammet malını verirken muhatabını ehli değilse reddetmiş ancak zekatın dışında bir bağış olarak verilmektedir.

Zekat İle İlgili Hadisler
Peygamber Efendimizin zekat ile ilgili hadisi şerifleri aşağıdaki gibidir:
Abdullah b. Ömer (r.a.) tarafından nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekât vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Müslim, Îmân, 21)
İbn Abbâs’tan (r.a.) nakledildiğine göre Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Allah, zekâtı ancak mallarınızın kalan kısmını temizlemek için farz kıldı...” (Ebû Dâvûd, Zekât, 32)
Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sadaka/zekât vermek, maldan hiçbir şey eksiltmez...” (Müslim, Birr, 69)
Ebû Mâlik el-Eş’arî’den (r.a.) nakledildiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Zekât, (kişinin Müslümanlığının) bir delilidir...” (İbn Mâce, Tahâret, 5)
Kâ’b b. Ucre (r.a.) diyor ki:
“Allah Resûlü bana şöyle buyurdu: ‘Sadaka/zekât vermek, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları yok eder...’” (Tirmizî, Cum’a, 79; İbn Mâce, Zühd, 22)
Câbir b. Abdullah el-Ensârî’den (r.a.) nakledildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sadakanın en hayırlısı, ihtiyaç fazlası maldan verilendir.” (Ebû Dâvûd, Zekât, 39)
Sâlim b. Abdullah’ın (r.a.), babasından Abdullah b. Ömer’den (r.a.) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Yağmur ve nehir sularıyla sulanan veya kendiliğinden sulanan (mahsuller)de zekât miktarı onda bir; (hayvanlarla veya kovalarla) sulanan (mahsuller)de ise, yirmide bir oranındadır.” (Buhârî, Zekât, 55)
Hz. Âişe (r.a.) diyor ki:
“Allah Resûlü’nü (s.a.v.) şöyle derken işittim: ‘Üzerinden bir yıl geçmeyen mal zekâta tâbi değildir.” (İbn Mâce, Zekât, 5)
Abdullah b. Muâviye el-Ğâdırî’nin (r.a.) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Üç şey vardır ki onları yapan kimse imanın tadını almış olur: Allah’tan başka ilâh olmadığına inanarak, bir olan Allah’a kulluk etmek; malının zekâtını gönül rızasıyla, içine sinerek ve her sene düzenli olarak vermek; zekât olarak yaşlı, uyuz, hasta, çelimsiz ve sütü az olan hayvanı vermeyip, mallarınızın orta hallisinden vermek. Çünkü Allah, sizden malınızın en iyisini istemedi; fakat en kötüsünü verin diye de emretmedi.” (Ebû Dâvûd, Zekât, 5)
Muâz b. Cebel (r.a.) anlatıyor:
“Allah Resûlü beni (Yemen’e vali olarak) gönderirken şöyle buyurdu: ‘...(Zenginlerin) mallarının en iyisini zekât olarak almaktan kaçın. Mazlumun bedduasından da sakın. Çünkü mazlumun duasıyla Allah arasında perde yoktur.’” (Müslim, Îmân, 29)
Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“(Kendisine zekât verilecek olan) miskin, ihtiyacını bir iki hurma veya bir iki lokmanın giderebileceği kişi değildir. Asıl miskin, (maddî imkânı olmadığı hâlde onurundan dolayı) istemekten kaçınan kişidir. Dilerseniz (bu konuda) ‘...İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler...’ âyetini (Bakara, 2/273) okuyun!” (Müslim, Zekât, 102; Buhârî, Zekât, 53)
Abdullah b. Amr’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Zengin ve gücü kuvveti yerinde (sağlıklı) kimselerin zekât almaları helâl değildir.” (Ebû Dâvûd, Zekât, 24; Tirmizî, Zekât, 23)
İbn Abbâs’tan (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) Muâz’ı (r.a.) Yemen’e gönderirken şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere mallarına zekâtı farz kıldığını onlara bildir.” (Buhârî, Zekât, 1)
Selmân b. Âmir’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Yoksula verilen sadaka bir, akrabaya verilen ise hem sadaka hem de sıla-i rahim olmak üzere iki sadaka sayılır.” (Nesâî, Zekât, 82; Tirmizî, Zekât, 26)

Hoşgeldin, Ziyaretçi

Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Forumda Ara

Forum İstatistikleri

Toplam Üyeler: 59
Son Üye: ahmet61
Toplam Konular: 136
Toplam Yorumlar: 152

Kimler Çevrimiçi

Toplam: 4 kullanıcı aktif
0 Kayıtlı
» 4 Ziyaretçi

Son Aktiviteler

Selamun aleyküm

Son Yorum: admin 10-15-2021, 05:49 PM
Yorumlar: 1 Okunma: 59

vesvese

Forum: Sorum Var
Son Yorum: ahmet61 10-02-2021, 03:51 PM
Yorumlar: 1 Okunma: 314

Orucun faydası kanıtlandı...

Forum: Oruç
Son Yorum: ahmet61 10-02-2021, 03:45 PM
Yorumlar: 0 Okunma: 100

Nafile İbadetlerde Devaml...

Forum: Gündem
Son Yorum: ozlemege 09-28-2021, 06:34 PM
Yorumlar: 0 Okunma: 59

Ramazanda Ne Gibi İbadetl...

Forum: Oruç
Son Yorum: ozlemege 09-28-2021, 06:33 PM
Yorumlar: 0 Okunma: 39

İlahi Kitap Gönderilen Pe...

Son Yorum: ozlemege 09-28-2021, 06:31 PM
Yorumlar: 0 Okunma: 43

Cibril Hadisi

Forum: Tefsir
Son Yorum: ozlemege 09-28-2021, 06:23 PM
Yorumlar: 0 Okunma: 50

Oruç Tutmayı Mubah Kılan ...

Forum: Oruç
Son Yorum: ozlemege 09-27-2021, 06:57 PM
Yorumlar: 0 Okunma: 42

Kuşun Avcıya 3 Öğüdü

Forum: Dua Metinleri
Son Yorum: ozlemege 09-27-2021, 06:55 PM
Yorumlar: 0 Okunma: 45

İddet Ne Demek?

Son Yorum: ozlemege 09-27-2021, 06:54 PM
Yorumlar: 0 Okunma: 48
Task