Skip to main content

Dini Forum

Hoş Geldin, Ziyaretçi!

Sizler için oluşturduğumuz tüm hizmetlerden tam olarak yararlanabilmek için aramıza katılabilirsiniz. Siz varsanız, biz varız! Üyelikler ücretsizdir ve her zaman ücretsiz kalacaktır.

(Sadece ziyaretçiler tarafından görüntülenir.)

Hoş Geldin, !

Kayıt işleminiz başarıyla tamamlandı. Sitemizde üyelikler e-posta onaylı olduğu için hesabınızı onaylamanız gerekiyor. Kayıt olduğunuz e-posta adresinin gelen ya da istenmeyen (spam) kutusunu kontrol ederek hesabınızı onaylayabilirsiniz. e-Posta gelmediyse veya farklı bir sorun yaşıyorsanız bizimle İletişim sayfasından irtibat kurabilirsiniz.

(Sadece hesabı aktif edilmemiş kullanıcılar tarafından görüntülenir.)

Konu

#1
وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةًمِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌوَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ:
Meali :
“Onlardan (Muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (HAŞR SURESİ – 9. AYET)
İlâhî dinlerin gönderiliş gayesi, tüm insanlığın dünya ve ahiret mutluluğunu temine yöneliktir. Yüce dinimiz İslâm’ın bu manada ortaya koyduğu birçok prensipler mevcuttur. İtikadî, amelî, hukukî ve ahlâkî ilkeler, bunların başında gelmektedir. Bu ilkeler birbirleriyle çok sıkı bir irtibat hâlindedir. Bunlar arasında ne kadar kuvvetli bir bağ kurulursa, dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmak da o nispette mümkün olacaktır. Nitekim Cibril hadisi diye meşhur olan bir rivayette Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz, dinin özünün iman, İslâm ve ihsan olduğunu bildirmektedir.
Araştırmamızın konusunu teşkil eden ve ahlâkî bir kavram olan isâr, dinin ihsan boyutuyla irtibatlıdır. Haddi zatında dinî emirlerin, nehiylerin ve hatta ibadetlerin nihaî noktadaki hedefi, ahlâkî güzellik kazandırmaktır. İslâm geleneğinde güzel ahlâkın, ağacın meyvesine benzetildiğini de düşünürsek ahlâkî boyutun yaşanmadığı bir din tasavvur edilemeyecektir. Mahlûkat içerisinde etik değerlere en çok ihtiyacı olan varlık insandır. Zira insanoğlu, görünen tarafıyla beden, görünmeyen tarafıyla da ruhtan yani, madde ve mana gibi iki özellikten meydana gelmiştir. İnsanın mutluluğu, huzuru, sıhhati, bu iki unsurun uyumlu olmasına ve ihtiyaçlarının giderilmesine bağlıdır. Hava, su ve gıda bedenimizi beslerken; erdemli davranışlar da ruhumuzu beslemektedir. Aynı zamanda sosyal bir varlık olan insan; toplum içinde yaşar, varlığını toplum içinde devam ettirir. Toplumun huzuru ise, kendisini oluşturan fertlerin huzuruna bağlıdır. İşte bu bütünlüğe riayet etmeden mutluluğa erişmek, huzura ermek mümkün görülmemektedir. Günümüz çağdaş toplum düzenlerine baktığımızda; ruhî ve manevî dünyamızın, fert, aile ve toplum arasındaki ilişkilerin, zengin-fakir arasındaki bağın nasıl olması gerektiğinin yeterince hesaba katılmadığı görülmektedir. Dünyanın çeşitli yerlerinde açlıktan ölen insanların varlığı, evinde yapayalnız ölüp de günler sonra bulunan kimseler, kışın soğuğunda sokakta sabahlayan insanlar; içtimaî hayatın ve insanî değerlerin ne denli yozlaştığının göstergesidir. Özellikle sanayi devriminden sonra kesin çizgilerle ayrılmaya başlayan sosyal değişim ve gelişim süreci; evvela insanın insana, topluma, hayata, maddeye ve ahlâka bakışını değiştirmiş ve giderek toplumun değer yargıları alt üst olmaya başlamıştır. Böylece insan, önce ahlâkî değerlerden, sonra toplumdan ve ailesinden uzaklaştı. Uzaklaştıkça yalnızlaştı ve yalnızlaştıkça da aşırı bireyselleşme denilen olgu meydana geldi. Bunun sonucu olarak da, duyarsız, umursamaz, nemelâzımcı ve vefasız insanlardan oluşan bir toplum oluştu. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim, insanı ve insanlığı bu duruma düşürmemek, düşerse de kurtarmak için insan ve beşerî ilişkiler üzerinde hassasiyetle durmakta, bizlere topyekûn kurtuluş reçetesi sunmaktadır. Adalet, infak, muâhât, akraba ilişkileri, sahavet bunlardan sadece birkaçıdır. Biz bu çalışmamızda İslâm ahlâkının zirvesinde bulunan, fakat çağdaş dünyada hak ettiği ilgiyi göremeyen ve Kur’anî bir kavram olan îsârdan bahsedeceğiz.
İsar Nedir?
Sözlük anlamı, tercih etmek manasına gelen îsâr ahlâkî bir terim olarak, bir kimsenin kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanması, başkasının yararı için fedakârlıkta bulunması demektir. Kur’an-ı Kerim’de beş yerde geçen bu kavram, sadece bir yerde ıstılâhî manada geçmektedir:

وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ:
“…Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler.” (HAŞR SURESİ – 9. AYET)
Hasan Basri Çantay bu ayetin tefsirinde îsârı: “Kişinin kendisi muhtaç iken, âharın ihtiyacını daha önde görerek, onun yardımına şitab etmesi demektir.”
Şeklinde tarif etmiştir. Sadaka ve hediye kabulünde önceliği başkasına tanımak şeklinde de tarif edilen bu kavram, aslında fedakâr insan modelini ortaya koymaktadır. Allah rızasını kazanmak niyetiyle yapmış olduğumuz her türlü fedakârlık, îsâr kavramı içinde mütalaa edilebilir. Cömertlikte ulaşabileceğimiz son nokta olan îsâr; ilâhî bir vasıf ve peygamberî bir haslettir.
Alıntı ile Cevapla

Bir hesap oluşturun veya yorum yapmak için giriş yapın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

ya da
Task